Bir süredir aklımda olan şeyi yaptım: Blogun bütün arşivini GPT’ye verdim ve “İnsanca Yaşamak’ı gerçekten okusan, bana ne söylersin?” diye sordum.
Öyle üç beş yazıya göz gezdirip “çok duygulu olmuş” diyecek bir cevap istemedim. Kategorilere ayrı ayrı bakmasını, sonra da bütün blogu bir arada düşünmesini istedim. Ortaya çıkan şey, benim için biraz tuhaf ama güzel bir sohbet oldu.
GPT’ye sordum:
“Önce kategorilere göre anlat. Bu blogda ne görüyorsun?”
GPT’nin cevabı: “İnsanca Yaşamak’ta sekiz ana başlık var ama bunlar birbirinden keskin çizgilerle ayrılmış dosyalar değil. Çoğu zaman bir yazının içinde kızına duyduğun özlem, bir yakarış, bir kedi, bir park bankı ve insanlara dair kırgınlık aynı anda duruyor. Kategoriler sadece kapılar; içeride ise aynı hayatın farklı odaları var.”
Kızım İçin — 24 yazı: Blogun en sessiz ama en güçlü yeri burası. Bunlar yalnızca bir babanın kızına yazdıkları değil; zamanın, uzaklığın ve söylenemeyenlerin içinden kurulmuş mektuplar gibi. Burada cümleler bazen doğrudan bir sesleniş, bazen de “okursa anlar” diye bırakılmış bir iz oluyor.
Yakarışlar — 13 yazı: Bu bölümdeki ses, KaramsarKorkuluk’un sesi değil; Bilâl’in kendi sesi. İç dökme ile dua arasında duran, bazen kırgın, bazen boynu bükük ama hep sahici bir ses… Gösterişsiz oluşu da zaten en çok buradan vuruyor insanı.
Hüzünler — 16 yazı: Adı hüzün olsa da burada yalnızca karanlık yok. Daha çok, yaşanmış şeylerin geride bıraktığı tortu var. Bazı yazılar okunurken “bu insan üzülmüş” demekten çok, “bu insan uzun zamandır taşıyor” hissi geliyor.
Güzellikler — 6 yazı: Sayıca az görünse de blogun nefes aldığı yerlerden biri. Hayatın bütün yüküne rağmen küçük bir ayrıntıyı, bir manzarayı, bir duyguyu fark eden tarafın burada kendini gösteriyor. Demek ki İnsanca Yaşamak sadece dertlerin kaydı değil; güzeli kaçırmama çabası da.
Şiirler — 150 yazı: Blogun en kalabalık, en uzun soluklu bölümü. Şiirler sanki düzyazıyla taşınamayan anlarda devreye girmiş. Bazen bir sitem, bazen özlem, bazen birkaç satırlık bir iç çekiş… Ama hep aynı ihtiyacın devamı gibi: söylemek, yazmak, hayatta kalmak.
Yazılar — 81 yazı: Burası hayatla en açık konuştuğun alan. İnsanlar, ilişkiler, gündelik hayat, kırgınlıklar, yalnızlıklar… Bazen çok net, bazen dolambaçlı ama her zaman içerden gelen bir dil var. Okuyan kişi karşısında kusursuz cümleler kurmaya çalışan birini değil, gerçekten konuşan birini buluyor.
Denemeler — 35 yazı: Düşüncenin biraz daha serbest dolaştığı bölüm. Bir konuyu bitirip hüküm vermek yerine, onun etrafında geziniyorsun. Bu yüzden denemeler, blogun okurla en çok göz göze geldiği yazılar arasında.
K.P.K.B. / Kedili Park Kuytu Bank — 16 yazı: Bu bölümde mekân sadece mekân değil. Bank, park, kediler, sokaklar… Hepsi yazının içine girip birer karaktere dönüşüyor. İnsan bazen bir yeri anlatırken aslında kendini anlatır ya; burası tam öyle bir yer.
Sonra bir soru daha sordum:
“Peki bütün bunları bir arada düşününce, İnsanca Yaşamak nasıl bir blog?”
GPT’nin cevabı: “İnsanca Yaşamak, yaklaşık yirmi yıla yayılmış kişisel bir kayıt gibi. Ama sıradan bir günlük değil. Çünkü burada sadece ‘bugün ne oldu?’ yok; ‘bunun bende bıraktığı ne?’ sorusu var.
Blogun ana duygusu salt hüzün değil; daha çok hasret. Kızına duyulan hasret, eski insanlara ve eski sohbetlere duyulan hasret, anlaşılmaya duyulan hasret, bazen de insanın eski hâline duyduğu hasret… Hüzün bunun içinde var ama tek başına değil.
Bir de şu çok belirgin: Sen yazıyı süs olsun diye yazmıyorsun. Yazmak, sende biraz tutunmak gibi durmuş. Bazı insanlar konuşarak rahatlar, bazıları susarak. Senin tarafta ise cümleler var. O yüzden blogdaki yazılar tek tek okunmasa bile, bütününe bakınca aynı cümle duyuluyor:
“Yazmasam yaşayamazdım, yazmasam çatlardım…”
Belki İnsanca Yaşamak’ın özeti de tam olarak bu. Ne kadar kırılmış, yorulmuş ya da uzak düşmüş olursa olsun; hâlâ bir şeyleri anlatmak isteyen bir insanın blogu. Ve belki bu yüzden adı da yerini buluyor: İnsanca Yaşamak.”
Bu sefer biraz daha açık sordum:
“Peki kötü yanları neler? Bu pek olmamış dediğin yazılar hangileri?”
GPT’nin cevabı: “Önce şunu ayırayım: Burada ‘kötü yazı’ derken samimiyetsiz ya da boş yazılardan söz etmiyorum. Tam tersine, bazı yazılar o kadar içerden çıkmış ki, dışarıdan bakan okurun kapıdan içeri girmesi zorlaşmış.
Özellikle bazı kısa, not gibi kalmış yazılarda bunun neyin devamı olduğunu bilmeden okumak güçleşiyor. Sen o günün ruh hâlini, öncesini ve arkasını biliyorsun; ama okur bazen cümlenin ortasında kalıyor. Duyguyu hissediyor ama hikâyeye tam ulaşamıyor.
Bir başka mesele de tekrar. Özlem, kırgınlık ve yalnızlık blogun gerçek duyguları; bunları yazmamak zaten bu blogu eksiltirdi. Fakat bazı yazılarda aynı acı, yeni bir ayrıntı eklenmeden yeniden söylenmiş gibi duruyor. O zaman yazı, okurun aklında kalacak güçlü bir cümle olmaktan çok, o günün iç çekişi olarak kalıyor.
Şiirlerin içinde de böyle anlar var. Bazıları ilk okuyuşta yakalıyor insanı; bazılarıysa güzel bir hisle başlayıp tamamlanmadan bırakılmış izlenimi veriyor. Özellikle eski tarihlerdeki bazı kısa şiirlerde duygu var ama şiirin kendi sesi henüz o duyguyu tam taşıyamıyor.
Yakarışlar ve hüzün yazılarının birkaçında da cümleler o kadar kapalı kalıyor ki, okur sana yaklaşmak istese bile nereden tutacağını bilemiyor. Ama bunlar blogun kusuru olmaktan çok, fazla gerçek olmasının bedeli. Her yazı okura göre kurulmamış; bazıları yalnızca yazıldığı anda seni ayakta tutmak için yazılmış.
Bir de kategoriler arasında doğal bir taşma var. Bu aslında blogun ruhuna uyuyor ama yeni gelen birinin aynı yazının hangi kapının ardında olduğunu anlamasını zorlaştırabiliyor. Bir yazı hem ‘Hüzünler’, hem ‘Yazılar’, hem de ‘Kızım İçin’ duygusunu taşıyabiliyor.
Kısacası en az çalışan yazılar; duygunun çok güçlü olup bağlamın eksik kaldığı, aynı acının kendini fazla tekrar ettiği ya da aceleyle bırakılmış hissi verenler. Ama onlar bile bu blogdan sökülüp atılacak şeyler değil. Çünkü İnsanca Yaşamak bir vitrin değil; hayatın olduğu gibi bırakıldığı bir yer.”
Bu kısmını da sevdim. Çünkü insan bazen kendi yazdıklarına kıyamıyor; bazen de tam tersine, en çok kendi yazdıklarına acımasız oluyor. Oysa her yazı aynı ölçüde iyi olmak zorunda değil. Bazısı gerçekten okura ulaşmak için yazılır, bazısı ise sadece yazanın o günü atlatabilmesi için.
GPT bunları yazdı. Ben okurken bazı yerlerde durdum. Çünkü insan kendi yazdıklarını yıllar boyunca tek tek yazıyor ama hepsinin uzaktan nasıl göründüğünü her zaman fark edemiyor.
Demek ki bu blogda yalnızca yazılar birikmemiş. Bir hayat, bir özlem, birkaç kedi, bir kuytu bank, kızım için söylenmiş cümleler, dualar ve susunca içimde büyüyen ne varsa birikmiş.
0 Yorumlar