Kedili Park Kuytu Bank (Bonus)


   Ah yalan dünya, her şeye rağmen bugün de günaydın sana... 
Belki ikimizin de bu karanlıktan kurtulması için bir ışık vardır hâlâ; ülkem kadar tedirgin olsam da...

   Bir gün oturdum ve düşündüm: Sanırım "yasak" kelimesi yaralı ve saklıdan türemiş... Çoğu insan yarasını saklamak için kendine aşılmaz yasaklar koyuyor ve sonra bir başına yalnızlığına sarılıp o yasaklarla dolu hayatın içinde kayboluyor. Ben ise bütün yasaklarımı senin varlığınla yıkmak istiyorum.

Ne zaman aniden bir yağmura yakalanırsan beni hatırla. Ben ki sana yakalandığım günden beri, o ağır yağmur bulutunu içimde taşıyorum; ha yağdım ha yağacağım bu hasretin tam ortasına... Benim imara kapalı yalnızlığımın mülkiyeti sadece sana ait. İstersen gel, ışıkları hiç sönmeyen bir lunaparka çevir içimi; istersen ne varsa yık, yerine bir çocuk parkı inşa et. Ne kadar "gel" desem de, ne kadar yollarını gözlesem de bir türlü gelmiyorsun. Oysa bir gelsen, anlatacak ne çok şeyin vardır senin ve bir bilsen sana sakladığım ne masallar, ne iç çekişler var... Şimdilik sadece "H’ayalim" diyorum sana. Ama biliyorum, bir gün ansızın çıkıp gelsen, kara sevdalın olacağım senin.

Ah benim güzel H'ayalim... 
Ben ve sen, yani ikimiz, yani "biz"... 
Biz bunca yıl yüz yüze gelemediysek, el ele tutuşamadıysak bile aynı gökyüzünü paylaşıyoruz; seni beklemek için başka bir sebep aramama gerek var mı? Bazen kendimi kışın uygulanan o eski yaz saati uygulaması gibi hissediyorum. Sanki etrafımdaki herkes mecburen bana ayak uyduruyor ama içten içe benden nefret ediyor gibi... 
Tuhaf, garip, anlamsız ve sahipsiz duygular içindeyim.

Hayat öyle garip ki... 
Geçen gün manavdan iki çeşit biber aldım. Hafif acı diye aldığım uzun sivri biberler şeker gibi tatlı çıktı; tatlı diye aldığım diğer biberler ise zehir gibi acı! Bir menemen yaptım ki acısı kulaklarımdan çıktı. Her zaman söylerim: Bu dünyada hiçbir şey ne göründüğü gibi ne de anlatıldığı gibi değil. Mahallenin manavı bile iki lira fazla kazanmak için yalan söyleyebiliyorken, ben sana olan saf gerçeğimi sunuyorum.

Gelirsen eğer bir gün, seninle Göztepe sahile ineriz. Yüzümüzü o serin dalgalara dönüp maviliklere dalarken, ben sana senin kendine yeni aldığın kitabı okurum. Sen koluma sıkı sıkı sarılıp başını omzuma yaslarsın. Otuz kırk sayfa okuduktan sonra kitabı ve gözlerimi kapatıp alnından öperim seni. Sonra boynundan öpmeye başlarım usul usul.

Söylesene, senin şehrine en çok kar mı yağar yoksa yağmur mu? Bugün yine seni bekliyorum, artık bekletme çık gel. Hasretin bedenimi sömürüyor; içime yağmurlar yağarken saçlarıma karlar düşüyor.


Yetim kalmış hüzünlü bir şiirdir benim hayatım. Hüznü yüreğime atar, huzuru kâğıt kokusunda bulurum. 

Ne zaman hayattan derin bir yara alsam, merhem niyetine mürekkep sürerim yaralarıma. Varlığımla dünyadaki pek çok boşluğu doldurdum da, içimdeki o derin boşluk bir türlü dolmadı. Ben bir can kırığıyım H'ayalim; dilimde cam kırıkları, dudağımda ab-ı hayat var. Konuşsam canın acır, öpsem teninde çiçekler açar. Eğer bir gün sana varamadan ölürsem, beni kaburga kemiğinde sakla...

Yalan aşklar dünyasında ciddi sevmeye alışık değil insanlar. Onlar seviştikleri kişilere sarılıp uyumaya devam etsinler; ben sarıldığımda huzurla uyuyabileceğim o tek kişiyi, yani seni beklemeye devam edeceğim. Saksımda büyümeyecek çiçeğin tohumunu toprağıma düşürmesin Allah. Otuz üç yıldır bu dünyadayım, hep tek başıma ayakta durdum ama artık yoruldum. Bedenim toprak olana dek bana dayanacak güç diliyorum sadece.

Kedili Park, hasretin kadar soğuk bu aralar. Kuytu Bank’ta otururken ciğerlerimi öksürüklerle yoruyorum. Ne zaman içime senden vazgeçme hissi düşse, bir kedi gelip kucağıma kıvrılıyor; "Gitmek için henüz erken, biraz daha bekle" der gibi... 
Sen en çok Kedili Park’ın tüylü çocuklarına dua et H’ayalim. Dünyada kediler olduğu sürece seni beklemekten vazgeçmem imkânsız sanırım.

Yine de gideceksen şimdi git... Ama bu dünya artık çocukluğumuz kadar tekin değil, havalarda soğuyor. Giderken beni de al yanına. Bilirim ki serçe parmağın üşür yokluğumda... Ve bilirsin, ben sana hiç kıyamam ki.

Bugün yine seni bekliyorum
artık bekletme, lütfen çık gel...

Adresim belli ve hiç değişmedi
kedili bir park, en kuytu bank.
Gündüz ise bir ağaç gölgesi
gece ise karanlığın en derin bölgesi...

15.8.2026 
Kalıntılardan Kırıntılar :)
Aşk ile okuyunuz ve dinleyiniz...



Yorum Gönder

0 Yorumlar